Bayram Cigerli Blog

Bigger İnfo Center and Archive
  • Herşey Dahil Sadece 350 Tl'ye Web Site Sahibi Ol

    Hızlı ve kolay bir şekilde sende web site sahibi olmak istiyorsan tek yapman gereken sitenin aşağısında bulunan iletişim formu üzerinden gerekli bilgileri girmen. Hepsi bu kadar.

  • Web Siteye Reklam Ver

    Sende web sitemize reklam vermek veya ilan vermek istiyorsan. Tek yapman gereken sitenin en altında bulunan yere iletişim bilgilerini girmen yeterli olacaktır. Ekip arkadaşlarımız siziznle iletişime gececektir.

  • Web Sitemizin Yazarı Editörü OL

    Sende kalemine güveniyorsan web sitemizde bir şeyler paylaşmak yazmak istiyorsan siteinin en aşağısında bulunan iletişim formunu kullanarak bizimle iletişime gecebilirisni

Kitap- entel- insan/Kültür - Sanat/milliyet blog




Benim çevremde gördüğüm ve gözlemleyebildiğim kadarıyla, insanlara olan güvenimizi ve bu bağlamda inancımızı tamemen yitirdiğimiz artık kaçınılmaz bir biçimde belirginleşiyor. İkili ilişkilerde de bu böyle, toplum olarak da böyleyiz. Doktora güvenmiyoruz çünkü hastanelerde yapılan yolsuzlukları, bıçak paralarını biliyoruz.
 Öğretmene güvenemiyoruz ders verdiği özel dersanelerde peşinden koşuyoruz. Mimara, mühendise inanmıyoruz depremlerde yerle bir olan ve durup dururken çöken binaları görüyoruz.

Hepsinden önemlisi de berbat bir eğitim sistemimizin olması. Her şey tamamen ezbere dayalı. Söylermisiniz bir insan herşeyi ezberleyerek ne kadar aklında tutabilir, kaç yıl böyle ezberleyerek yaşayabilir. Bir gün bir yerde mutlaka ezberinde bir yanlış olacak ve bu sistemde kendini gösterecektir. Velilerin anlamadığı veya anlamak istemediği tek şey şudur; başarı, bir öğrencinin karnesinin baştan aşağı 5 veya 10 larla dolu olması değildir. Önemli olan neyi ne kadar bildiğidir. Maalesef sağlam olmayan temeller üzerine atılan fakülte bilgileri sonra bizlere zarar olarak geri dönüyor. Okumak çok güzel bir insan için yapılması gerekli olan bir durumdur. Fakat bu kadar gözünü kapatıp ne olacağını bile bilmeden okumak kadar yanlış bir şeyde olamaz. Bütün algılarını kapatarak irade, mantık, düşünce kapalı sadece ezber açık olarak neyi ne kadar öğrenebiliriz.

En kötüsü de entellektüel kavramının içinin boşaltılarak, yine ezberci kafamızla gereksiz bilgiler edinip, gereksiz zamanlarda bir de bu bilgileri kullanmaya çalışmamız. Çok kitap okumak, çok film adı ezberlemek, araya bir kaç yabancı kelime yerleştirmek, biraz markalı giyinmek beyinlerimizi görgülü, kültürlü, bilgili yapmıyor maalesef. Yaygın kanı bu yönde değil tabiki. Para denilen kağıt parçası sihirli değnek sayılıyor. Dış görünüş cilalanıyor fakat Allahtan ki, beynimiz kafatasımızla korunduğundan dolayı şimdilik oraya öyle kolay kolay ulaşılamıyor.

Bu kadar acımasız olmak istemiyorum. Ne yazıkki yakın çevremde de bu tarz insanlar görmeye başlayınca yaşadığım şaşkınlığı görmeniz gerek. Bir arkadaşım-gerçi arkadaş kelimeside artık yanlış kullanılıyor, en iyisi tanıdığım diyeyim-evet uzaktan tanıdığım biri sürekli elinde listebaşı kitaplarla dolaşır. Nereye gitsek, ne zaman görsem çantasında bir listebaşı kitap vardır ve onu da çıkarır masanın üstüne koyar. Bir gün aklım sıra bir kaç kitap tavsiye edeyim dedim hani madem okumayı bu kadar çok seviyor!! Ne dese beğenirsiniz-sanırım samimiyetime güvenerek-''ben bunları tam okumuyorum, böyle yanımda taşıyorumki insanlar beni kültürlü sansınlar'' Yaşadığım durumu siz hayal edin artık. Yine çok süslü olan ve hep abiye giyinen bir tanıdığım bir gün çıkageldi. Hiç unutmuyorum üzerinde kot pantolon, postallar, kadife bir ceket vardı. Bana gülen gözlerle bakıp şöyle demişti ''bak ben artık entel oldum.''

İnsanlar gerçekten ne yapacaklarını iyice şaşırdılar. Her yer artık okumuş cahillerle dolu. Televizyonda bir röportaj izliyorum. Lanse edilen bayan, sosyotenin tanınmışlarından, yurtdışı falan görmüş, sunucunun gayet eğilip bükülerek konuştuğu biri ve beni çok sinirlendiren şu tanımlamaları kullanılıyor. Yaptığı işin o ortamda olamayacağını anlatmak istiyor (en azından ben öyle tahmin ediyorum)ve kullandığı tanımlama:''manyak gibi ortam''. Ayrıca sanırım oranın loş olması gerktiğini anlatmak istiyor, kullanılan tanımlama:''cayır cayır ışık''

Kimseyi yargılamak veya ders vermek gibi bir niyetim yok fakat artık şu banallıktan kurtulalım lütfen. Biri konuşurken, okurken, yazarken anlamaya ve dinlemeye önem verelim. Hiç kimse çok kültürlü, bilgili değildir. Herkesin birbirinden öğreneceği en az bir bilgi vardır. Çobandan koyunun dilini öğrenirsiniz, doktordan kendi beden dilinizi. Herkesin bildiği konular farklıdır. Hiçbirimiz süperman değiliz ve olamayızda. Makamlara, mevkilere göstereceğimiz saygıyı ilme ve bilme gösterelim. Şu şakşakcılığı bırakalım artık.

Nasrettin Hoca'nın ''Ye kürküm ye'' fıkrası aklıma geliyor nedense. Sakın o zamanlar ''Bakın padişahım, bir gün gelecek dünya böyle olacak'' diyerek anlatmış olmasın o fıkrayı...

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

Zaman devrilir/Kültür - Sanat/milliyet blog Zaman devrilir




Efendim zaman devrilir, zaman kurulur bu devran sürer gider. Bu zaman kavramı içerisinde çınarlar dikilir büyür ve yıkılır. Bu dönemlerde her çınar kendi gölgesini yapar. Burada yaşayanlar bundan faydalanır. Çınar kendi büyüklüğünce gölgesi de o kadar büyük olacaktır. Kendi kültürümüz ulu bir çınar iken
 bu kültüre yabancılaşma ve ona küsme çınarın kollarını kırmış dal ve budakları kurumuş eski defterlerde perde perde dökülmüş kalmıştır.

Avrupa Rönesans ve reform hareketleriyle geçmişine sahip çıkarak eski yunan eserlerini düşünce ve ilim adamlarını ön plana çıkarmış, hatta Osmanlıda yetişmiş bir çok bilim adamlarının eserlerini kendi dillerine çevirerek yenileşme yaparken kendi öz kültürü ve bu kültürü besleyen kaynaklardan yararlanmasını bilmiştir. Oysa bizde ise Tanzimatla birlikte kendi öz kültürüne karşı çıkılmalar başlamış yabancı hayranlığı Fransız kültürü ön plana çıkmıştır. Bizim kalkınmamız batılılaşma ile olacak denilirken kendi kimliğimiz kaybedilmiş çınarlar birer birer yıkılmaya başlanmıştır. Öyle ki geçmişe sahip çıkma konusunda Avrupa bizden daha tutucudur.

Örneğin bu gün Avrupa ülkelerinde krallar halen vardır. Ve halk bunlara saygı gösterir. Bu krallar sembolik manada olsa da geçmişe saygı ifadesi olarak önemini korumaktadır. Bu gün dünyada ilerleme kültüre sahip çıkmakla olacaktır. Eskiden top ve tüfekle kazanılan zaferler günümüzde ekonomik zenginliklerle sağlanmaktadır. Bu gün Japon şirketleri dünya markaları haline gelmiş bu sayede dünyada söz sahibi olmuştur. Bunu yaparken de geçmişini unutmadan onu koruyarak geliştirerek yapmaktadır. Alfabesi, yemek kültürü, bunun yanında modern hayatı…

Kendine ait olanı inkâr ederek başkasına kapılanma yönelme. Önce kendisi olamama kendini tanıyamama… Yunus Emre’nin

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Ha bir kuru emektir

Dizelerinde dile getirdiği kendin olma kendisi olma önce bunun aşılması gerekiyor. Osmanlı döneminde Nizam-ı Âlem fikri önce bunu sağlamıştır. Kendisine hükmedemeyen başkasına hükmedemez. Osmanlıyı imparatorluk haline getiren bu inanç bu çalışma ve kendin olmadır. Adam olmak önemli değil adam gibi durmak önemlidir. Bu da ancak kendi kültürünü tanıma sahiplenme ve onu geliştirerek yüceltme ile olur.

O halde toplumlar geçmişleri, kültürleri ile ayakta kalacak ve büyüyecektir. Bu konuda Türk toplumu olarak da kendi kültürümüze sahip çıkma geliştirme mecburiyetindeyiz. Sadece belirli günlerde, müzelerde değil hayatın her anında zamanla göstermeliyiz.

Geçmişe ah çekerek değil aşk ile bakmalıyız.

İskender Pala (Zaman 09/12/2005)Ziya Paşa’dan

"Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasaddî

Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın"

(Önce hastalığı teşhis eyle; ancak ondan sonra deva için çareler ara

Her merhemi her yaraya iyi gelecek sanırsan aldanırsın….)

mustafa doğru

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

Kitap oku da güzellik doku/Kültür - Sanat/milliyet blog




KİTAP OKUMAK

Kitap okumak: İyiliğe, güzelliğe uzanan, içinde binbir renk ve desen bulunan bir halı dokumak.

Kitap okumak: Kardan, kıştan kurtulmak, bahar olmak, çiçek açmak, arıya dönüşerek; çiçeklerden bal yapacak malzeme taşımak

Kitap okumak: Sanat, bilim deryasına dalmak, yılana, yalana sarılmadan yaşamak.

Kitap okumak: Düşünce ve duygularına yeni ufuklar açmak, mutluluğun gökyüzünde güvercin uçurmak.

Kitap okumak: Özlemlerine, umutlarına kanat takmak, erdem ve özveriyle tanışmak.

Kitap okumak: Yazarlardan aldığı güçle bilgisizliğin, bilinçsizliğin karanlığını delmek, acılarını unutup gülmek, aydınlık sabahlara uyanmak; kötülere, çirkinlere meydan okumak.

Kitap okumak: Sevmenin, sevilmenin, insan olmanın değerini, önemini anlamak, uygarlaşmak, gelecek güzel günlere yelken açmak.

Erhan Tığlı

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

Tiyatrosuz bir yaşam, Yaşamsız bir tiyatro olmaz!/Kültür - Sanat/milliyet blog




Bir sahne düşünün içinde bir sürü insan, bir yerden bir yerlere koşuşturan.Birbirlerini anlamı yetisinden uzak, yapancı... Çarpışma esnasında birbirlerini görmeyenler kolonisi desek kısaca. Hani o kadar uzak...Bir sahne düşünün yine bir yığın insan ama gözlerinin içine bakmaktan çekinmeyen, bir
 ‘pardon’demesini esirgemeyen yığınlar... Daha yakın demek yanlış kaçmaz sanırım. Peki şimdi soruyorum ben size : Hangi sahnede olmak isterdiniz?

Ben kendi fikrimi söylersem; ikinicisi. Çünkü küresel dünya projesiyle öyle yapancılaşmaya başıyoruz ki birbirimize, korkarım yakında sevdiklerimizi bile tanımayacağız. Her gün gazete manşetleri bir sürü ölümsel haberler ile dolu. Hayat giderek zorlaşıyor. Kimse kimseye iyilik yapmak istemiyor. İşte o zaman diyoruz ki ‘ Kim biliyor, kim yapancı, kim değil bu dünya da’... Tam da böylesi bir yumağın içinde kaybolurken, direnmemiz gerek diye düşünüyorum nefes alabilmek için. Sanatı unutmayalım. Diyorum. Yapancı olmamamız, başkalarını ötekileştirmememiz için. Onlarla ile bizler arasında fark sadece sözcükler ve tanımlardır. Bu zinciri kırmamızda sanat devreye girer, derim ben. Ne iyi etmiş eskiler, kişileri sahneye atmakla ve hayatı sahneleştirmekle. Belki böylece gözden kaçırdığımız olayların içine girmesini öğrendik. Öğrettiler bize. Güldürdüler, ağlattılar ve en önemlisi de düşündürdüler bizi. Bir de sahnenin ne denli etkiliyici ve vazgeçilmez olduğunu yaşattılar, yani her sabah yeni bir güne gözlerimizi açtığımız hayatın ne vazgeçilmez olduğunu tattırdılar.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününü kutluyoruz bugün, perdeler hep açılsın, ve yine diyelim ki, 27 Mart Dünya Yaşam Günü kutlu olsun...

İyi seyirler!

Nil Görkem

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

Tiyatro - Oyun: İzle de olma koyun!/Kültür - Sanat/milliyet blog




Tiyatro-oyun çeşitlemeleri

Oyun: Sahnedeki oyuncuların çabalarını saygı ve sevgiyle seyredin; güzelliğe doyun.

Oyun: Kötülüğü, çirkinliği çöpe koyun; güzelliği, iyiliği koruyun.

Oyun: Tiyatroya gitmezsen, sanatı önemsemezsen ot gibi yaşarsın; bir karış büyür boyun!

Oyun: Tiyatrodan zevk almazsan, müzik, resim ve edebiyatla ilgilenmezsen olursun bir koyun...

Oyun: Kimi sanatçılar(!) için tiyatro, sinema gündeme gelmek, gündemde kalmak için bir bahane, bir oyun. Kendini zora sokma, soyun güzelim soyun!

Oyun: Onunla gelişir duygu ve düşüncelerin, onunla değişir huyun.

***Erhan Tığlı***

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

Sevgi üzerine bir demet/Kültür - Sanat/milliyet blog




Sevgi ve saygı kelimeleri üzerine yığınlarca yaprak harcanmış, düşünceler ortaya konulmuştur. Sevgi üzerine düşünceler insanlar arsındaki bağı düğümleyen ilmiklerdir. Her ilmik, bağı kuvvetlendirmiştir. Yaşanabilir bir dünya için, içinde insan sevgisi olan bir hayat çemberi gereklidir. İskender Pala’nın “sevginin varlığı insanın içini kapladığı zaman sevgiliden başkasına karşı şuuru kaybolur, akıl fena bulur… gün geçtikce maddeleşen dünyada açık tutmamız gereken gönüllerimizi birkaç kat sevgi ile örmemiz gereklidir demektedir.(1)

Geçmiş dönemlere baktığımızda Anadolu insanı bunu sevdiğinde göstermiştir. Sevdiği kimi zaman eşi, çocuğu, ailesi olmuş kimi zaman yaşadığı çevre, evi, işi, hayatı olmuştur.en önemlisi Allah sevgisi olmuştur.

Toplumları ayakta tutan değerlerden biri ve en önemlisi de kültürdür. Bizim kültürümüzün özelliği insanımızın, sevdiklerine içindeki sevgilerini sunmalarıdır.bakın geçmişin izlerine, kültürel zenginliğimize, evlerimize. Eski evlerdeki el işçiliğine mimarisine, içinin özenle döşenişine, düzenine… her biri içindeki sevgi ve estetiği özel alanına yaymış ve yansıtmıştır. Bir kapı kolundaki sanat, çeşmeler pencereler , önlerindeki çiçeklikler, çay içme takımları, işlemeler ve daha neler neler. Bunun yanında idman ilişkileri daha estetik daha mükemmel, gösterişten uzak, birbirini kucaklayan samimi bir yapı. Böbürlenme, kibirlenme olmayan güzellik ve bunları besleyen kaynak sevgi ve sayı bir Yunus, bir Mevlana, bir Hacı Bektaş-ı Veli olgusu… gözlere zarar vermeyi hor görüp çevreyi temiz tutma alışkanlığını hoş görme, televizyonun sesini kısarak izleme ve dinleme, derste arkadaşını derste rahatsız etmeme tedirginliği hep sevgi ve saygı ölçüsü içinde olacaktır. Toplumumuzda “Aferin oğlum ne kadar terbiyeli, yardımsever” sözleri sevgi ve saygı anlayışının, düşüncesinin dışarıya yansımasının bir sonucu değimlidir.

Mevlana’nın;

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol

Hoşgörülükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol

Sözlerinde sevgi ve saygı kelimelerinin içini dolduran öğütler vardır. Son yıllarda iyice yozlaşan toplumumuzda bu kelimeleri özler olduk.sözde güzelliklerin değil özde güzelliklerin yaşanacağı bir dünya içinde sevgi ve saygı demetlerinin birer birer açılması gerekmektedir.

Geçmişine sevgi ve saygı duymayan, kültürüne sahip çıkmayan toplumlarda sosyal sorunlar, aile içi şiddet hızla artacaktır. Toplumda ekonomik değerlerin ön plana çıkarak halkın sosyal statüsünün önüne geçmesi, geri dönülmez yaralar ortaya çıkarmıştır. Bunu telafi edecek eğitim ve insana sevgidir. Sevgi ve saygının olmadığı yerde şiddet ve terör hızla büyüyecektir.

Mevlana Sen sen ol testileri sevgi uğruna hele bir kır, sular oradan yol tutup gelecektir. Senin testinin içinde ne varsa dışarıya o sızacaktır diyor

Lale devrinde Şair Nedim bir şiirinde diyor ki ey sevgili sana hediye ettiğim gülün dalında yaprağıyla beraber dikenleri de varya onların sana gölge olmalarından korkuyorum sen benim için o kadar değerlisin sana bir zarar gelmesini istemiyorum diye düşünen bir zihniyet arıyoruz insanlara zarar verecek düşüncelerden dahi sıyrılmış aklı ve kalbi iyiliklerle dolu bir dünya. Çok mu zor insanoğlundan bu sevgiyi istemek. Herhalde istemek değil de sevgiyi oluşturmak, korumak, yaşatmak daha zor. O halde yaşatmak için zahmet çekmek gerektir. Kerem ile Aslı Leyla ile Mecnunlar daha çok olmalıdır bu ülkede. Sevgi için açan kalpler yorulmamalıdır. Her birimiz Mevlana gibi Yunus Emre gibi olmalıdır. İyilikler deryasında yüzen gemiler gibi olmalıdır. İyilikle kalkıp iyilikle yatmalıdır. Yolunun açık kalbinin sevgi dolu olması dileğiyle..

Mustafa DOĞRU

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

5 Picasso/Kültür - Sanat/milliyet blog




Bu sabah başağrıları içinde bir kabusla uyandığımda, İstanbul’daki Picasso sergisine gitmediğim için mahkemede yargılanıyordum. “Picasso sergisine gitmedim ama Leonardo sergisine gittim, yetmez mi” diye kendimi savunurken uyanmışım.

Son günlerde sık sık Picasso ile karşılaşıyordum ve onları not almıştım, birgün yazarım diye. Dün akşam yazmaya niyetlenmiştim, başka şeylerle uğraşınca yazamamıştım, demek aklımın bir köşesinde kalmış, sonra kabus olmuş.

Beynelmilel filminde 12 Eylül’den sonra kapatılan Halkevini bir eğlence yeri yaparlarken duvardan indirdikleri Picasso resminin altındaki adı “Pic-asso” diye okuduklarında pek gülmüştük

Titanic filminde Picasso adında genç bir ressamdan sözediliyordu, gemide resimlerinin olduğu söyleniyordu.

Mavi Gözlü Dev filminde Nazım Hikmet’e annesi bir gazete getirmişti, Picasso’nun Nazım’a özgürlük kampanyasına katıldığını söylüyordu.

Hatırla Sevgili dizisinde 1966 yılında geçen bölümde sanat dersinde Picasso’nun bir resmini duvara yansıtmışlar, onun üzerinde konuşuyorlardı.

Hayat Dergisinin 1966 yılına ait bir sayısında karşıma çıktı. Picasso o zaman daha hayattaydı. Yazı şöyle başlıyor “Hitler ondan nefret ederdi. 1943 yılının 27 Mayıs gecesi bütün ışıkları karartılmış Paris’i alev alev yanan bir odun alevi aydınlatıyordu. (...) Odun yığının üzerinde tanınmış ressam Pablo Picasso ve çağdaşlarının 500-600 kadar eseri yakılıyordu. (...) Olaydan 20 yıl sonra Almanya’nın Stuttgart ve Munich müzeleri satın aldıkları Picasso tablolarının her birine dörtbuçuk milyon lira ödemek zorunda kaldılar.”

Picasso heryerde karşıma çıkıyor.

Fotoğraf: Hayat Dergisi (1966)

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

Gülten Dayıoğlu ile ilk buluşmam/Kültür - Sanat/milliyet blog



9 Mart Cuma günü. Ülkemizin en sempatik, en ünlü ve bir o kadarda yaşlı yazarıyla buluşma imkanım oldu. İsterseniz konuya gireyim. TÜYAP 5. Bursa Kitap Fuarına gitmiştim. Önüme

 bir yer çıktı ve bu fuarda iki adet salon olduğunu belirtiyordu. Ben hemen salon 1'e girdim. Pek fazla ilgimi çeken birşey olmadı.

Daha sonra salon 2'ye girdim. Sonra bir tarafta bir kalabalık gözüme göründü. Altın Kitaplar diye bir stand gördüm aman Allahım karşımda birde kimi göreyim etrafında en az 30 kişi birikmiş olan saygıdeğer Gülten Dayıoğlu. Hemen tokalaşmak ve kitap imzalatmak ayrıca fotoğraf çektirmek için sıraya koyuldum. Önümde 2 kişi kaldı ama beni heyecan bastı. Daha sonra 1 kişi ve sıra bana geldi.

En önce tatlı dille merhaba dedim o da bana merhaba dedi. Sonra ismimi sordu ve kitabı imzaladı. Daha sonra fotoğraf çekindik. Ve ben yavaş yavaş salonun çıkış kapısına geldim.Çok güzel bir macera ve heyecan dolu bir fuardı.İnşallah bir daha başka bir fuarda görüşmek dileğiyle...

SEVGİLERİMLE....


Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,

CD DJ BoBo - Pirates Of Dance (Megaliner Records) - 2005



 DJ BoBo - Pirates Of Dance (Megaliner Records) - 2005


INFORMAÇÕES
Selo:Megaliner Records – MLCD-0551
Formato:CD Album 
País:Russia
Lançado:2005
Genre:Electronic
Estilo:Euro House

Faixas do Álbum:
01. Pirates Of Dance 
02. Amazing Life 
03. Pura Pasion 
04. Dance Into The Light 
05. No Matter What People Say 
06. Give Peace A Chance 
07. Hey Nanana 
08. One Night In Heaven 
09. Ghost Ship 
10. Garunga 
11. I Need Your Love 
12. 1000 Miles 
13. Live Medley 

Download Link CD:

Sağır adamın köy evi/Kültür - Sanat/milliyet blog




30 mart 1746 yılında İspanya 'da bir ressam doğdu.İsmi Francisco De Goya.Tam ismini yazımı okumadan geçebileceğiniz riski için yazmak istemedim.Ama eminim şuan merak etmişsinizdir.Sanatçımızın tam adı Francisco Jose De Goya Y Lucientes...

Goya 1786' da imparatorluğun baş ressamlığına kadar yükselmeyi başarmış bir sanatçıdır.Nitekim bu ünüyle gittiği Güney İspanya gezisinde üst üste hastalıklar geçirmiş bu hastalıklar sonucunda duyma yetisini hemen hemen kaybetmiştir.Bunun üzerine Goya bunalımlı bi hayatın kapısından içeri adımını atmış oluyordu.Bünyesinde hissettiği karamsarlık hissinin sanatına yansımasıda kaçınılmaz bir hal almıştı.Sanatçımızın o dönemde ki bu bunalımlı halinin üstüne ülkede başlayan Napolyon işgali bu kötü gidişi adeta körüklemişti.Savaşın en iğrenilesi yönünü görmüş ve bu durum üzerine kendini toplumdan soyutlama kararı almıştı.Birlikte olduğu kadınla beraber Madrid dışında çok mütevazi bir eve taşınmışlardı. O yörenin insanı eve daha önceki sahibinin de sağır olması nedeniyle ''Quinta del sordo'' diyorlardı.Yani "sağır adamın köy evi" anlamına geliyordu.Goya burada hiç te iyi günler geçirmedi."Sağır adamın köy evin"i baştan başa vahşet uyandıran resimlerle döşemeye başladı o dönemde evin duvarlarına yaptığı bu resimler ileride "Kara Tablolar" ismiyle anılacaktı.Hayatının sonlarına doğru fransa' ya taşınan Goya imparatorun baş ressamlığını bıraktığını açıklamıştı.Nihayetinde 1828 yılında Fransa' da hayatını kaybetmiştir.

Goya'nın çalışmalarını yağlı boya, fresko, litograf ve fazlasıyla serbest teknikte çizimler oluşturmaktadır.Ölümünden çok sonra "sağır adamın köy evi" nin duvarlarındaki resimler tuallere geçirilerek Madrid' deki Del Prado Müzesine götürüldü. Eserlerindeki dehşet görüntüler savaşı tüm benliğiyle hissetmesinden ve sağlık sorunlarından kaynaklanmaktadır...

Goya' nın tablolarında özellikle figürlerin gözlerine bakmanızı öneririm.İşte o zaman Goya' nın yaşadığı dönemi ve yaşadığı sıkıntıları duygu yüklü kişiliğinde nasıl somutlaştırdığını görürsünüz.Her zaman bende hayranlık uyandıran Goya'nın ismini ilkkez duyduysanız size sanat adına tanışma fırsatı sunmaktan mutluluk duymaktayım...

Blog,Blog Milliyet,Alıntı,Bayram Cigerli, bayramcigerli.blogspot.com, Kültür,Sanat,